FRIEDRICH NİETZSCHE (1844-1900)
Wilhem Friedrich
Nietzsche, 1844 yılında Lützen yakınlarında Rökken köyünde doğdu, 1900 yılında
Weimar’da öldü. Ataları Polonya’dan geldiği söylenen bir papazın oğludur. Dini
eğitim görmüş ve küçük yaştayken babası ölünce annesiyle Naumburg kentine
gitti. Altı yaşlarında Naumburg’da Bürgeschule’ye verildi. Bir süre burada
öğrenim gördükten sonra, 1858 yılında Pforta’ya girdi.Baskılı bir öğretim
düzenine sahip okullarda eğitim gördü ve bu duruma pek ısınamadı. Bu öğrencilik
döneminde, okulda edindiği arkadaşlarıyla “Germania” adlı bir dernek kurdu.
Dernekte karşılıklı konuşmalar, incelemeler, daha çok edebiyatı, sanatı, arada
bir de felsefeyi ilgilendiren toplu tartışmalar, eleştiriler düzenlenmekteydi.
Bu dernek sayesinde Nietzsche’nin düşünce sisteminin ilk tasarımı ortaya
çıkmaya başladı. Dernek için Byron üzerine yaptığı incelemeler onun bakış
açısını belirlemeye başladı.
1864 yılında Pforta’yı
bitirip Bonn Üniversitesi’ne girdi. Artık, gönlünce bağımsız, bütün davranış ve
eylemlerinde canının çektiğince özgürdür. İlerde bütün düşünce ortamını
sarsacak olan frengiye bu dönemde yakalandı. Bu sınırsız özgürlüğün verdiği
bağımsız yaşam, onu yavaş yavaş toplum bağlarından, eski geleneklerden, dini
inançlarından çözülmeye başlamasına neden olur. Bir ara dinlere karşı geçici
öğrenme isteğinin körüklemesiyle teoloji (tanrıbilim) üzerinde çalışmaya koyulur.
Bu geçici ilgi dolayısıyla dinle arasına, ilerde kapanmayacak olan büyük, derin
bir uçurum girmeye başladı. Hıristiyan inançları, onun içinde genişleyen
boşluğu doldurmaya, sorularına karşılık bulmaya yetmez oldu.
Nietzsche, dinden
sıyrıldı, bütün çalışmalarını dilbilim konusunda yoğunlaştırdı. Kendini, eski
dillere özellikle Grekçeye verdi. Bu ilginin kaynağında, o çağ Avrupa’sının din
etkisiyle, ulusçuluk düşünceleriyle Greklere beslediği derin sevgi, saygı
vardır. Avrupa’nın Greklere yönelmesi Nietzsche’nin ilgisini bu yöne
meyillenmesine sebep olmaktaydı. Bu yıllarda Nietzsche’nin yetişmesinde büyük
etkisi olan öğretmeni, çağın ünlü dilbilim bilgini Ritschel, Bonn Üniversitesi’nden
ayrılarak Leipzig’e gider. Nietzsche de onun peşinden Leipzig Üniversitesi’ne
girer (1865). Leipzig’de dolaşırken kitapçı dükkânlarından birinde
Schopenhauer’in “İstem ve Tasarım Olarak Evren” adlı yapıtını bularak büyük bir
tutkuyla sarılır. Schopenhauer’in diğer yazılarını bulup okuduğunda büsbütün
bağlanır. Evrene, varlık türlerine, insanlara, olaylara, iyimserle kötümser
duyguların çatıştığı yeni bir açıdan bakmaya başlar. Evrenin, iki çelişik gücün
boğuşma yeri olması fikri onu karamsarlığa sürükler. Yeni başlayan Prusya-Avusturya
savaşlarına katılmak ister. Gözlerinin bozuk olması yüzünden askere alınmaz.
Yeniden umutsuzluğa kapılır. Karamsarlık yüreğinde derinleşmeye başlar. Savaş
onun düşünce değişimleri yaşamasına vesile olur ve aşırı ulusçu kesilir. Bir
süre sonra dileği olur ve askere alınır. Askerdeyken attan düşüp yaralanır ve
hatta bir aralık ölecek gibi olur. Aylarca yatakta kalır, güçlükle kendine
gelip iyileşiyor. Ancak bu olayın sarsıntısını üstünden atamaz.
Derin bir sevgi duyduğu
Wagner ile tanışır (1869). Bu dönemde yeni yeni duyuşlar ve açılımlar belirir.
Ulusçuluğun yerini sanatın, felsefenin, insan yaratmaların büyülü ışıkları
alır. Yine kendine, kendi düşünce ortamına, öğrencilik yıllarındaki duyuş
ortamına dönüyor. Yaşının çok genç olmasına rağmen, bilgisinin sağladığı şöhret
sayesinde Basel Üniversitesi ona filoloji profersörlüğü önerilir. Nietzsche
öneriyi kabul etti (1869) ve burada çağın ünlü sanat tarihçisi Jacob
Burkchardt’la tanışarak yakınlık kurar. Wagner’la daha sıkı, daha yakın
ilişkiler sağlar. Sağlığı hiçbir zaman iyi olmayan filozof birkaç kez hastalık
izni aldıktan sonra 1879’da istifa etmeye mecbur kaldı.
Wagner’e tutkuyla
hayran iken, aşırı Hıristiyancı ve dünyadan el çekme düşüncesiyle çok dolu
bulduğu “Parsifal” nedeniyle Wagner’la kavga eder. Kavgadan sonra Wagner’i
şiddetle eleştirmeye girişti ve eleştirisini Wagner’in Yahudi olduğu savına
kadar götürdü. Gençliğinde yakalandığı söylenen frengi, onun düşünce evreninde
aşırılığa varan bir tutumu benimsemesine yol açtı denilebilir. Nietzsche’nin
bütün yazılarında da açığa çıkan güçlü bir aşırılık vardır. Bu bakımdan
Nietzsche, bir aşırılıklar düşünürü, ölçüsüzlükler yazarıdır. Nietzsche, 1875
yılından sonra başlayan, 1889’a kadar süren on dört yıllık dönem içinde
birtakım iniş çıkışlara, düşünce çevrintilerine dalar. Eski yakınlıklarından
bıkar, yakınlarından sıyrılır. 1889 yılında artık o bilinen Nietzsche olmaktan
çıkmıştır. Kırk beş yıllık yaşantı birdenbire kopmuş, unutulmuştur. Nietzsche,
bu yılın bir ocak gününde evinin önünde yaşlı bir atın feci şekilde dövüldüğünü
görüp birden sokağa fırlar. Bağırır, çağırır, ağlar, dövünür. Ata sarılıp
hayvanı öper, okşar. Derin bir üzüntüye kapılır. Bu olayla çağın Nietzsche’si
bütün bilinç dizginlerinden sıyrılarak çıldırır. Artık onun için “çarmıha
gerilen”, “Dionysos” gibi adlar kullanılır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder