PANTEİZM
Panteizm: Grekçede “bütün”, “her şey”, “hepsi”
anlamlarına gelen pan sözcüğü ile Tanrı anlamına gelen theos sözcüğünün bir
araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.
Evrentanrıcılık, heptanrıcılık ve tümtanrıcılık
manalarında kullanılır. Terim ilk defa John Toland tarafından 1705 tarihli Sociniliğin Gerçek Anlamıyla Serimlenmesi başlıklı
yapıtında kullanılmıştır.
Stoa filozofları tarihin ilk gerçek panteistleri
oldular. Stoa’cıya göre her şeyin ussallıkla düzenlenmiş olduğu evren fizik
dünyadan başka bir şey değildir. İçinde yaşanılan bu dünya olanaklı tek
dünyadır, bundan daha yetkin ya da buna benzeyen ikinci dünya yoktur. Varolan
her şeyin cisimsel bir varlığı bulunduğu bu bir eşi daha olmayan dünyada
evrenin usu da (logos) zorunlu olarak cisimseldir.
Panteizme göre madde ve ruh birbirlerinden bağımsız
bir varlığa sahip olmayıp bütün varlıkların tek sebebi olan üstün bir cevherin
sıfatları ve görünüşleridir. Zorunlu varlıktır ve zorunlu olduğunu bilmesi
kendi hürriyetidir. O, bir kanundur, bir kuvvettir. Yani o yüce cevher gayri
şahsidir ve kişiliği yoktur. Bundan dolayı panteizm, kişilik kavramını ve
hürriyetin varlığını kabul etmez. Hatta panteizmde Tanrı’nın onun kendisine
bilinci ve kişiliği de yoktur. Deizme değil, fakat teizme karşıdır. Panteizm,
monizmin ve immanentizmin bir çeşididir. Zira Tanrı’yı, alemde ve ya fikirde
içkin kabul eder. Muhtelif şekilleri vardır:
a) Sudûrcu
( Emanatesite) Panteizm: Yeni Platonculuğun kurucusu olan Plotinos’un öğretisidir.
Buna göre Bir (vahid) olan varlık vardır, her şey merkezi bir kaynak olarak
O’ndan sudûr yoluyla mertebe mertebe (hiyerarşi halinde) meydana gelir, fakat
hepsi ayrı değil, aynı varlığı teşkil ederler. Bu Bir’den aşağı doğru inen ve
varlıkları meydana getiren bir panteist felsefedir. Plotinos’un açıklamasına
göre evrendeki her şey tıpkı bir ışığın çevreye yayılması gibi Tanrı’dan
türemiştir. Varlığın başlangıcındaki, yokluğa eş olan noksan varlık, gittikçe
mükemmele doğru yükselir, olgunlaşarak Bir’e yani Tanrı’ya ulaşır. Bu bakımdan,
Plotinos’un öğretisi aynı zamanda aşağıdan yukarı doğru yükselen bir
panteizmdir.
b) İdealist
Panteizm: hegel’in öğretisidir. Buna göre, reel fikirlere ve düşünceye
götürdüğü için Tanrı, kendisinin içkin (immanent) olduğu fikirlerde bizzat
kendisinden kendi şuurunu alan bir fikirdir. Hegel’in sistemi genel olarak
panteist kabul edilirse de kendisi Spinoza’yı eleştirir. “Din Felsefesi
Dersleri”nde Tanrı’nın yarattıklarından ayrı olduğunu söyler.
c) Tabiatçı
(Naturalist) ve İnen Panteizm: Tanrı’yı tabiatla özdeşleyen. Bruno’da ve
Spinoza’da olduğu gibi bir öğretidir. Spinoza’ya göre varlık birdir ve
mükemmeldir. Varlıklar Bir olandan derece derece inmekle çeşitlenirler.
Geometride teoremlerin prensiplerden çıkması gibi, varlıklar da mantıkî bir süreçle, asıl varlıktan çıkarlar.
Dünya ile Tanrı özdeştir. Yani gerçeklik tek bir varlıktır; buna ister “doğa”,
ister “Tanrı” diyelim fark etmez.
Panteizmi, Vahdet-i Vücud ile
karıştırmamak gerekir. Vahdet-i Vücud, dini bir tecrübenin eseridir. Panteizm
ise teoriktir. Vahdet-i Vücud’ta Tanrı’nın şahsiyeti vardır. O, tikelleri, yani
Ali’yi Veli’yi bilir, hesaba da çeker. Panteizmde, Tanrı tabiatla, madde ile
karıştığı için bunlardan mahrumdur.
Panteizmi ateimle de karıştırmamak
gerekir. Zira ateizm, hiçbir düzenleyici kuvvet tanımaz. Bu bakımdan
Plotinos’un ve bilhassa Spinoza’nın, Fichte, Hegel, Schelling’in modern
panteizmleri düzenleyici bir kudret tanımaları bakımından (bu kudret fikirde ve
tabiatta yahut Ben’de mevcut da olsa) ateizmden ayrılırlar. Hilozoizm ise
metaryalist bir panteizm sayılabilir.
Kozmoteizm, panteizm için
kullanılan diğer bir terimdir. Tanrı’yı doğanın dışındaki tinsel bir varlık,
doğaüstü bir güç olarak değil de doğaya içkin bir varlık olarak gören, başka
bir deyişle, Tanrı’yı kosmosla, yani maddi dünya ya da evrenle özdeşleştiren
akımdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder